yandex izleme
Bizim için delil nedir
Duyurular
[BD] GRAFİKER

Alımlarımız Başlamıştır

[BD] ARGE

Alımlarımız Başlamıştır

| AltayForum.web.tr forumda kalitenin yeni adresi herzaman sizinle...
Sitelerinizi Altayforum.web.tr farkıyla ücretsiz olarak tanıtma imkanı sunuyoruz.
Net Programlama dilleri ile aradığınız herşey burada yüzlerce proje örneği ile sizde .Net dillerinde başarıyı yakalayın.
Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi
Bizim için delil nedir 448 ALTAY FORUM 15
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bizim için delil nedir
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#1
Bizim için delil nedir

Sual: (Delilini bilmeden bir âlime, bir mezhebe tâbi olmak caiz değildir, haramdır, batıldır) diyorlar. Cahil bir kimse, delilden ne anlar ki?
CEVAP
M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür; çünkü bizler, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, âyete, hadise uymuyor gibi görünse de yanlış değildir; çünkü ayet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir ayet veya hadisle değişmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır. (Berika s. 94)

Resulullahın getirdiklerinin hepsine, hikmetlerini, delillerini anlamasak bile, iman ve tasdik etmemiz gerektiği gibi, mezhep imamlarımızdan gelen bilgilere de, delillerini anlamasak bile, iman ve tasdik etmemiz gerekir.

Tabiin, Eshab-ı kiramı taklit ederler, delillerini hiç sormazlardı. Bilmeyenin bilenden sorması dinin emridir. Bir âyet meali:
(Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.) [Nahl 43].

Seferde birinin başına bir taş isabet etti ve başını yaralayıp kemiğini kırdı. Uyurken de ihtilam oldu. Arkadaşlarına, (Teyemmüm edebilir miyim?) diye sordu. Onlar da, (Hayır, su varken teyemmüm olmaz) dediler. O da gusledince öldü. Durumu Resulullaha anlattıklarında buyurdu ki:
(Bilmiyorlarsa sorsaydılar ya; cahilliğin ilâcı sormaktır, ona teyemmüm etmek kâfi gelirdi. Yarasına da bir bez parçası koyar, üzerine mesheder ve vücudunun öteki kısımlarını da yıkardı.) [Ebu Davud]

Bu hadis-i şerif de, yukarıda bildirilen âyet-i kerime de, bilenlere sorulmasını, onlara tâbi olunmasını emrediyor. Bir âyet meali de şöyledir:
(Bunun hükmünü peygambere ve ülül-emre sorsalardı, öğrenirlerdi.) [Nisa 83]
Âyet-i kerimede geçen ülül-emrin âlim demek olduğu tefsirlerde yazılıdır.

Üç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Ülül-emr, fıkıh âlimleridir.) [Darimi]

(Âlimlere tâbi olun!) [Deylemi]

(Bilmediklerinizi salih âlimlerden sorup öğrenin!) [Taberani]

Sual: Biz Hanefiyiz, Hanefi’de hadise aykırı bir hüküm görürsek ne yapmalıyız?
CEVAP
Kitaplarda diyor ki:
Hadise aykırı bir hüküm varsa hadisle amel edilir. Ancak bu söz nazari olarak böyledir. Mezhep imamları hadis-i şerife aykırı olarak söz söylemezler. Onlar âlimdir. Kafadan rastgele konuşmazlar.
Mesela hadis-i şerifte, (Fatihasız namaz olmaz) buyuruluyor. Halbuki görünüşte Hanefi mezhebinin âlimleri bu hadis-i şerife aykırı olarak imam arkasında fatiha okumayı yasaklıyorlar. Tahrimen mekruhtur, harama yakındır diyorlar. Şimdi biz hadisle amel edeceğiz diye imam-ı a’zamın ictihadını kabul etmeyecek miyiz? O zaman mezhepsiz oluruz.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Namazda kıraat farzdır ve hadis-i şerifte (Fatihasız namaz olmaz) buyuruluyor. Neden Hanefilerin, hakiki kıraati [cemaatin hepsinin okumasını] bırakıp, kıraati hükmiye [İmamın okuyup, cemaatin susmasına] karar vermelerinin sebebini tam anlayamadım.

İmam arkasında sükut etmeye dair açık bir delil bulamadım. Buna rağmen, mezhebime uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. Çünkü, delili zayıf diye, mezhebimin hükmü ile amel etmemenin ilhad olduğunu biliyordum. Mezhepsiz olmamak için Hanefi mezhebinin hükmüne uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. Nihayet Allahü teâlâ, mezhebe uymanın bereketi ile, Hanefi mezhebinde imama uyan cemaatin kıraati terk etmelerindeki hakikati izhar eyledi. İmam, sanki cemaatin dilinden okuyor. Bu şuna benzer: Bir köy halkı, köyün ortak bir meselesi için, köylünün tamamı kaymakama gitmez. Birkaç kişilik bir heyet seçerler. Bu heyetin hep bir ağızdan meseleyi anlatmaları da doğru olmaz. İçlerinden birini, temsilci seçerler. Temsilci, istekler aynı olduğu için, hepsinin dili ile ihtiyaçlarını arz eder. Kendilerine temsilci kabul ettikleri bu kimse, onların adına konuşur. Seçilen bu temsilcinin hepsinin adına ihtiyaçlarını arz etmesi şeklinde olan, cemaatin hükmi konuşması, onların hakiki konuşmalarından daha iyidir. İmam ile cemaatin hâli de böyledir. (Mebde ve Mead f.30)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
Mezhebin hükmüne aykırı olan hadis-i şeriflerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı gibi görülen hadis-i şerifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Bir Hanefinin, imam arkasında Fatiha okuması mezhepten çıkmaktır, ilhad'dır. (Mektubat m.312, Mebde ve Mead 31)

Dört mezhepten birine uymayan Ehl-i sünnetten ayrılır, sapık veya kâfir olur. (Tahtavi)

Kifaye kitabında buyuruldu ki:
(Müctehid olmayan din adamı, okuduğu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Müctehidlerin âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden anlayarak, verdikleri fetva ile amel etmesi gerekir. Takrir kitabında da böyle yazılıdır.)

Müslümanlar güzel görse
Sual: (Müslümanların güzel gördüğünü Allah da görür) hadisine göre, Müslümanların çoğunluğu çalgılı ilahileri dinliyorsa, erkekler başı açık olarak namaz kılıyorsa, ezanlar bir merkezden okunuyorsa, bana göre hiç mahzuru olmaz. Yarın bir tek merkezi imamla bütün Türkiye cemaatle namaz kılsa, herkes kılacağı için Allah da bunu güzel görmez mi?
CEVAP
Allahü teâlâ, bid’ati, haramı güzel görmez. Bana göre, sana göre ile din olmaz. Yüzde yüz herkes günah işlese, Allah haramı güzel görmez. İslam âlimleri, bu hadis-i şerifi, (Sıradan Müslümanların değil, müctehid Müslümanların güzel gördüğünü Allah güzel görür) şeklinde açıklamışlardır. Bizim gibi Müslümanların bir şeyi güzel veya çirkin görmesi, dinde ölçü olmaz. Şimdi çok kimse, kadınların başlarının açık olmasını güzel görüyor. Onlar güzel gördüğü için, Allah da güzel görmez. Çalgı çalmayı çok kimse güzel görüyor, onların güzel görmesi dinde ölçü olmaz. (Günahı herkes işlediği için, çoğunluğun işlediğini Allah güzel görür) diyerek herkese uyup günah işlenmez. Allahü teâlâ, insanların çoğuna uyanın sapıtacağını bildiriyor. (Enam 116)

Kuru kalabalıkların koştuğu yöne gidilmez. Onların yollarında sapıklık olur. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği doğru yolda yürümelidir.

Dine uymakta ölçümüz ne olmalı?
Sual: (Yalnız Kur’an) diyenler, (Ben hadislere, mezheplere ve âlimlere inanmam. Sadece Kur’anı esas alırım) diyorlar. Evet, Kur’an-ı kerim ölçüdür, ama kimin anladığı ölçü olacak? Kur’anın mânâsı, Vehhâbî’ye, Şiî’ye, Mutezile’ye, Ondokuzcuya, (Yalnız Kur’an) diyene göre değişiyor. Hangisinin anladığını esas alacağız? Bazı sapıklar da, (Ben mezhebe, ilmihâle göre değil, hadislere göre söylüyorum) diyorlar. Hadisleri de farklı anlayanlar çıkıyor. Burada ölçümüz ne olmalıdır?
CEVAP
Ölçümüz, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleridir. Muhammed Hâdimî hazretleri buyuruyor ki:
Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, âyetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, Nass’a uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyarız. Çünkü Nass; ictihad isteyebilir, tevil edilmesi gerekebilir, nesh edilmiş olabilir. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadis değil, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumamız lazımdır. (Berîka)

Biz, âyetten de, hadisten de kendi anladığımızla amel edemeyiz. Çünkü din kitaplarımızda buyuruluyor ki:
Kifâye kitabında, (Müctehid olmayan din adamı, bir hadis işitince, bu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Hadis tevil gerektirebilir veya nesh edilmiş olabilir. Müctehidlerin fetvalarıyla amel etmesi lazımdır. Böyle yapmazsa, vacibi [yani farzı] terk etmiş olur) deniyor. Takrir kitabında da böyle yazılıdır. (Tuhfe – İslam Ahlakı)
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#2
Hadisleri her okuyan anlayabilir mi?

Sual: Hadis âlimleri de insandır. Uydurma hadis yazamazlar mı?
CEVAP
İyi bilinmeli ki, hiçbir hadis âliminin kitabında, uydurma hadis olmaz. Çünkü onlar uydurma hadis nakletmenin vebalini çok iyi bilirlerdi. Hadis bir ilimdir. O hadiste kastedilen mana nedir? Bilmeden hemen uydurma demek, o hadis âlimine büyük bir iftira olur. Mesela, (Cimri çok ibadet etse de, Cennete girmez. Cömert, çok günah işlese de Cehenneme girmez) hadis-i şerifine bakan bir cahil, demek namaza, oruca imana ihtiyaç yok, cömert olduk mu Cennete gideriz zannedebilir. Âlimlerimiz bu hadis-i şerifi şöyle açıklıyor: Cömerdin imanı yoksa, ebedi olarak Cehennemde kalır. İmanı varsa, sevapları fazla ise Cennete girer. Cimri Cennete girmez demek, hiç girmez demek değildir. (Cimri, günahının cezasını çekmedikçe Cennete giremez) demektir. Hatta sevabı günahından çok ise, Cehenneme girmeden de Cennete girer. Affa ve şefaate kavuşarak da Cennete girebilir.

(Ana babasını razı eden, Cehenneme girmez, inciten de Cennete girmez) hadis-i şerifi de böyledir. Ana babasını razı eden kimse imansız ise, yani kâfir ise asla Cennete girmez. İmanlı olsa da, namaz kılmıyorsa, oruç tutmuyorsa, haramlardan kaçmıyorsa, o kişi ana babasını razı edince Cennete hemen girebilir mi? Elbette giremez. Demek ki Müslümanda bulunması gereken şartlar varsa, o zaman Cennete girer. Ana babasını inciten de Cennete girmez demek, Müslüman ana babayı haklı olarak incitmek demektir. Bir baba, içki getirmediği için evladına incinse, o evlat Cennete girmez mi? Elbette girer. Meşru işlerde ana babanın sözü dinlenir. Dine aykırı işlerde verilen emre uyulmaz. Dinimizin diğer emirlerine uyan Müslüman bir evlat, ana babasının meşru emirlerini dinlemese bile, günahını çektikten sonra Cennete girer. (Cennete girmez) demek, günahının cezasını çekmeden veya şefaate kavuşmadan giremez demektir.

(Yetim malı yiyen, Cennete giremez) hadis-i şerifi de böyledir. Cezasını çekmeden Cennete giremez demektir. Yoksa hiç girmez demek değildir. Bir müminin günahı sevabından çok ise, affa ve şefaate de uğramamışsa, günahının cezasını çektikten sonra Cennete gider. İmanı olmayan kimsenin ise, ne yaparsa yapsın, hiçbir iyiliği onu Cehennemden kurtaramaz.

(Komşusu aç iken tok yatan, mümin değildir) hadis-i şerifindeki, (Mümin değil) ifadesi, kâfir demek değildir. Kamil [olgun] mümin değil demektir. Bir Müslüman, komşusu aç yatarken o tok yatsa, belayı nimet değil de, bela saysa yine mümindir, geç de olsa, yine Cennete girer. Hadis-i şerifler, böylelerinin iyi bir kimse olmadığını bildirmektedir.

(Evlenmek sünnettir; sünnetime uymayan benden değildir) hadis-i şerifindeki, (benden değil) ifadesi, kâfir anlamında değildir. Sünnetime uymamış olur demektir. Evlenmemek günah olmaz. Birçok evliya evlenmemiştir. Hatta ahir zamanda evlenmemek daha iyi olabilir.

(İki rekat kuşluk namazı, bir hac ve umreye bedeldir) hadis-i şerifindeki hac ifadesi elbette nafile hac içindir. Kuşluk namazı nafiledir. Nafile ibadet, farzın yanında denizde damla bile değildir.

(Abdest alanın bütün günahları af olur) hadis-i şerifinde, bütün günahlardan maksat, küçük günahlardır. Namaz kılmayan ve haram işleyenin günahları af olur mu? Büyük günahlar ve kul hakları ödenmedikçe af edilmez. Nafile ibadetin sevabına kavuşabilmek için imanı doğru olmak, haramlardan kaçmak ve o işi ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

Bizden değildir ne demek?
Sual: Bazı hadislerde, (Şunu yapan bizden değildir veya benden değildir) deniyor. Böyle demek, (Müslüman değildir, kâfirdir) demek midir? Aşağıdaki hadislerdekiler aynı anlamda mıdır?
CEVAP
Kimi küfür, kimi haram, kimi de mekruhtur. Muteber kitaplara göre açıklaması şöyledir:
1- (Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayan bizden değildir.) [Tirmizi] (Emr-i maruf farz-ı kifayedir. Bir yerde emr-i maruf yapılmazsa, gücü yeten herkes mesul olur. Yani haram işlemiş olur.)

2- (İbadetleri bizim gibi yapmayan, bizden değildir.) [Miftah-ül cenne] (İbadetleri sünnete aykırı yapmak bid’at olur. Bid’atin bir kısmı mekruh, bir kısmı haram, bir kısmı ise küfürdür.)

3- (Başkasının karısını, kızını ayartan bizden değildir.) [İ.Ahmed] (Haramdır.)

4- (Irkçılık yapan bizden değildir.) [Ebu Davud] (Dinimizde ırkçılık yoktur. Bir ırkı sevmenin mahzuru olmaz. Hristiyan bir Türk, Müslüman Arap’tan üstündür denmez. Böyle demek küfürdür.)

5- (Tırnaklarını kesmeyen bizden değildir.) [İ.Ahmed] (Sünnete uymamış, mekruh işlemiş olur.)

6- (Büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir.) [Bezzar] (Büyü yapmak haramdır. (Büyücü, büyü ile istediğini elbette yapar, büyü muhakkak tesir eder) diye inanmak küfür olur. Allahü teâlâ takdir etmişse, büyü tesir eder demelidir.)

7- (Müslümana zarar veren, hile yapan, onu kandıran, bizden değildir.) [Müslim] (Haramdır.)

8- (Bela gelince, üstünü başını yırtan, bağırıp çağıran bizden değildir.) [Buhari] (Belaya isyan etmek, bağırıp çağırmak haramdır. Elde olmadan üzülmek, ağlamak caizdir.)

9- (İlim öğrenmeyen bizden değildir.) [Deylemi] (Farz-ı ayn olan ilmi öğrenmemek haramdır.)

10- (Elinde varken ailesini sıkıntı içinde yaşatan bizden değildir.) [Cami-us-sagir] (Haramdır.)

11- (Karşı cinse benzemeye çalışan bizden değildir.) [İ.Ahmed] (Haram işlemiş olur.)

12- (Evlenmeyen benden değildir.) [İbni Mace] (Mazeretsiz evlenmeyen sünnete uymamış olur. Ahir zamanda bir mazeretle evlenmemek sünnete aykırı değildir.)

13- (Selamı almayan bizden değildir.) [ İ.Sünni] (Selamı almak farzdır. Almamak haramdır.)

14- (Guslettikten sonra abdest alan bizden değildir.) [Ebu Davud] (Gusleden abdest almış oluyor. Abdestini kullanmadan abdest üstüne abdest almak mekruhtur.)

15- (Bize silah çeken bizden değildir.) [Buhari, Müslim] (Müslümana müslüman olduğu için silah çekip, onu öldürmek küfür olur. Fakat başka bir sebeple Müslüman ile dövüşmek, savaşmak küfür değildir. Eshab-ı kiram arasında savaşlar olmuştur. Timur Han, kendisi gibi Müslüman sultanlarla savaşmıştır. İki tarafa da kâfir denmez. Bir âyet meali şöyledir:
(Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin.) [Hücurat 9]

16- (Yahudi ve Hristiyanlara benzemeyin. Bizden başkasına benzeyen bizden değildir.) [Tirmizi] (Haram olmayan âdetlerde kâfirlere benzemek caizdir. Onlar gibi ceket, kravat, gömlek giymek caizdir. İtikad yönüyle onlara benzemek küfür olur. Mesela kutsal bilerek haç takmak, âyinlerine iştirak edip onlar gibi ibadet etmek küfür olur.)
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#3
Hadis-i şerifleri açıklamak gerekir

Sual: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, zındıklar hariç hepsi Cennete gider) hadisi ile (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bunlardan yalnız biri Cennete girecektir) hadisi birbirine zıt değil midir?
CEVAP
Zıt değildir. İkisi de aynı şeyi ifade etmektedir. Cennete gider demek, doğrudan gider demek değildir ki. Cehennemde cezalarını çektikten sonra gidecek demektir. Ümmet kaç fırkaya ayrılırsa ayrılsın, bid’ati küfür olmayan yani zerre kadar imanı olan elbette Cennete gidecektir. Bunun gibi açıklama gerektiren birçok hadis-i şerif vardır. Birkaç örnek verelim:
(Din kardeşini ziyaret eden Cennettedir.) [Taberani]

(Cömert, Cennete gider.) [Ebuşşeyh]

(Yatağa girince yüz kere "İhlas" okuyan Cennete girer.) [Tirmizi]

Din kardeşini ziyaret etmekle, cömert olmakla ve ihlas okumakla diğer günahlarının cezasını çekmeden Cennete mi gider? Açıklaması olması gerekir. Yani itikadı düzgün ise, sevapları günahlarından çok ise, yahut affa veya şefaate uğramışsa ancak o zaman din kardeşini ziyaret eden, cömert olan ve yüz ihlas okuyan Cennete girer. Bir de iman şart. Ne kadar iyilik ederse etsin, insanlığa ne hizmeti yaparsa yapsın, hatta namaz kılsın Müslüman değilse Cennete giremez. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennete Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim]

(Cebrail aleyhisselam, Allah’a şirk [ortak] koşmadan ölen herkesin muhakkak Cennete gireceğini müjdeledi.) [Buhari]

Bu iki hadis-i şerifi bile açıklamak gerekir. Her Müslüman doğrudan Cennete giremez. Günahlarının cezasını çektikten veya şefaate kavuştuktan sonra Cennete girer. Bu bakımdan Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında aklımıza ters gelen bir hadis-i şerif görünce, bu uydurma demekten çok sakınmalı. Biz o hadisin uydurma olduğunu biliyoruz da o büyük âlimler bilemez mi? Onlardan öğrendiğimiz bilgilerle, onları mı sorguya çekeceğiz? Bu fen bilgisi değil ki, zamanla daha iyisi bulunmuş olsun. Muhaddis bir âlimin kitabındaki bir hadis-i şerife uydurma demek, o âlimi cahillikle suçlamak olur.

(Halktan bir şey istemeyeceğine söz verenin Cennete gireceğine kefilim.) [Nesai] (Çok günahkâr biri günahlarının cezasını çekmeden veya şefaate kavuşmadan elbette Cennete giremez.)

(Cennete temizler girer.) [Deylemi] (Bir kâfir de temiz olabilir, imanı olmadan nasıl Cennete girer. Sonra her temiz olan Müslüman da doğrudan Cennete giremez.)

(Kibirden de uzak olduğu halde ölen Cennete girer.) [Tirmizi] (Diyelim ki bir canide kibir yok ama her kötülük var, bu adam doğrudan Cennete girebilir mi? Demek ki bunları açıklamak gerekir.)

(İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.) [İbni Mace] (Bu kimse, kibirli, hain, kul ve hak borçları varsa veya imanı yoksa nasıl Cennete girer?)

(Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi] (Bir kadın her türlü melaneti yapsın, sırf kocası razıdır diye doğrudan Cennete gidebilir mi? Burada kocaya itaatin önemi bildirilmektedir. Kocasını razı ederse, diğer işleri kolaylaşır demektir.)

İmam-ı Rabbani hazretleri, (şartsız bildirilen bir hüküm şartlı olarak anlaşılır) buyuruyor. Mesela koyun eti yemek caizdir. Hüküm şartsız bildirilmiştir. Koyun eti caiz diye canlı bir koyunun bir budunu kesip yiyemeyiz. Ehl-i kitap hariç, gayrı müslim keserse veya kendiliğinden ölürse, leş olur, yenmez. Besmelesiz kesilirse de yenmez. Bu anlaşılınca bid’at fırkaların hangi şartlar altında Cennete gideceği anlaşılır.

Sual: Bazı hadislerde şu on kısım, dokuzu şöyle deniyor. Bunlar kesinlik bildirir mi? Mesela (Haya on kısımdır. 9’u kadında, biri erkektedir) hadisi de aynen böyle mi, yoksa bir açıklaması var mı?
CEVAP
Genelde bu ifadeler çoğunluğu bildirir. İlla on olması gerekmez. Bu genel bir oranlamadır. Genelde kadın, erkekten daha hayalıdır anlamındadır. Hayasız kadın olmaz veya kadından daha hayalı erkek olmaz anlamında değildir. Mesela Eshab-ı kiram, Peygamber efendimiz için, (Resulullahın hayası, bâkire İslam kızlarının hayalarından daha çoktu) buyuruyorlar.

Aşağıdaki hadis-i şeriflerde bilinenleri bu açıdan anlamak gerekir:
(İbadet on kısımdır; dokuzu helal kazanmak, biri de diğer ibadetlerdir.) [Beyheki] (İbadetlerin kabul olması için helal kazanmanın önemi bildiriliyor. Helal kazan da ibadet etmesen de olur denmiyor)

(Haya on kısımdır; dokuzu kadında, biri erkektedir.) [Deylemi] [Kadınların daha hayalı olduğu bildiriliyor, kadın bozulunca, ailenin, cemiyetin bozulacağına işaret vardır.]

(İlim on kısımdır; dokuzu Ali’de, biri diğer insanlardadır.) [Ebu Nuaym] (Hazret-i Ali’nin ilminin çok olduğu bildiriliyor.)

(Hikmet [faydalı şeyler], on kısımdır. dokuzu uzlette, biri susmaktadır.) [Beyheki] (İnsanlardan uzak duran, az konuşan insanın daha az günah işleyeceği bildiriliyor.)

(Cimrilik on kısımdır; dokuzu Fars’ta, biri de diğer insanlardır. Cömertlik ondur; dokuzu Sudan’da biri diğer insanlardadır. Kibir on kısımdır; dokuzu Rum’da, biri diğer milletlerdedir.) [Hatib] (Cimriliğin Fars’ta, cömertliğin Sudan’da, kibrin ise Rum’da daha çok olduğu bildiriliyor.)

(Rızkın dokuzu ticarette, biri de hayvancılıktadır.) [İbni Sa’d] (Ticaretin önemi bildiriliyor. Bunların dışında da ticaret yolları yok demek değildir. Mesela çiftçilik, terzilik, marangozluk, demircilik, hizmetçilik v.s.)

(Hayrın dokuzu Şam’da, biri diğer ülkelerde. Şam da fesada uğrarsa sizde artık hayır kalmaz.) [Hatib] (Şam o zaman en uygun yerlerden imiş. Şimdi Şam da bozuldu, Bağdat da...)

Tefsir-i kebir’de diyor ki:
Haset on kısımdır; bunların dokuzu din adamlarında bulunur. (Din adamlarının daha çok haset ettikleri bildiriliyor.)

Dünya sıkıntıları on çeşittir; bunların dokuzu salihlerde bulunur. (Salihlere daha çok sıkıntı, bela geleceği bildiriliyor.)

Zillet on kısımdır; dokuzu Yahudilerdedir. (O devirde Yahudilerin zillet içinde yaşadıkları bildiriliyor.)

Tevazu on kısımdır; dokuzu Nasara’dadır. (O devirde Hristiyanların genelde alçakgönüllü oldukları bildiriliyor.)

Şehvet on kısımdır; dokuzu kadında, biri erkektedir. (Şehvetin kadında daha çok olduğu anlaşılıyor. Ama hayası da çok olduğu için birbirini dengeliyor. Kadın hayasızlaşınca denge bozulur.)

Akıl on kısımdır; dokuzu erkekte, biri kadındadır. (Erkeklerin genelde daha akıllı olduğu bildiriliyor. Bu, her erkek, her kadından akıllı demek değildir. Peygamber efendimiz, (En akıllınız, Allah’tan en çok korkan, dinimizin emir ve yasaklarına en güzel şekilde riayet edendir) buyurdu. Bir başka hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(En akıllınız, ölümü çok hatırlayan, ahiret için azık toplamakta acele edendir. Ölümü çok hatırlayan dünya ve ahiret saadetine kavuşur.) [Taberani]
Kısacası sonsuz saadetini düşünen ve buna göre tedbirini alan daha akıllıdır.

Müteşabih bir hadis
Sual: Din kitaplarında, (Musa aleyhisselam, Azrail aleyhisselamın gözünü çıkardı) mealinde bir hadisten bahsediyorlar. Hem melekler nurani varlıklardır gözleri çıkmaz, hem de, melekler de, Peygamberler de günah işlemez. Bu hadis hakkında âlimler neler bildirmiştir?
CEVAP
Evet, Peygamberler de, melekler de günah işlemezler. Sünen Nesai’de bu hadis-i şerifin, müteşabih hadislerden olduğu bildiriliyor. Müteşabih, görülen, anlaşılan, meşhur olan manayı vermeyip başka mana verilmesi gereken âyet ve hadis demektir. Yani bunların açık ve meşhur manalarını vermek, akla ve dine uygun olmazsa, meşhur olmayan mana vermek, yani tevil etmek gerekir. Mesela bir âyette mealen Resulullah efendimize buyuruluyor ki:
(Kanadını müminler için indir!) [Hicr 88]

Resulullahın kanadı mı var? Bu bir deyim, bir mecazdır. O halde bu âyetin anlamı şöyle olur:
(Ey Habibim, müminlere merhamet et, şefkat göster, onlara karşı tevazu sahibi ol!)
Böyle âyet ve hadis çoktur. Yukarıdaki hadis-i şerif de böyle müteşabih bir hadistir. Türkçe’de de buna benzer deyimler vardır. Mesela, (Ali, Veli’nin gözünden düştü) denince, gözüne çıkıp oradan aşağıya yuvarlandı demek değildir. Ali, Veli’nin yanındaki itibarını kaybetti demektir.

İmam-ı Nevevi, Müslim şerhinde buyuruyor ki: (Musa aleyhisselam, Azrail aleyhisselama münazarada üstün geldi) demektir. Mesela denir ki, (Falan, filanın gözünü çıkardı) demek, delil ile onu yendi, susturdu demektir. Bir hadis-i şerifte de, Musa aleyhisselamın, Âdem aleyhisselam ile münazara ettiği ve Âdem aleyhisselamın galip geldiği de bildiriliyor.

Her milletin, zamana ve kendine mahsus deyimleri vardır. Deyimlerin o günkü manalarını bilmeden, suizan etmek doğru olmaz. Mesela eli kolu uzun Arapça’da cömert demek iken, Türkçe’de hırsız demektir. İbrahim aleyhisselamın eli kolu uzundu denince, hâşâ hırsız olduğu anlaşılmaz. Aksine çok cömert olduğu anlaşılır. Bir hadis okuyunca, hemen görünüşe göre mana vermek yanlış olur. Âlimlerin açıklamasına bakmak gerekir.
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#4
Hadis-i şeriflerle amel etmek

Sual: Sahih olduğu kesin bilinen bir hadisle amel etmemiz caiz midir?
CEVAP
Müctehid olmayan, hadisle amel edemez. (Kifaye)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: Hadislerle amel etmek, bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı görünen hadis-i şerifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Mesela bir Hanefi’nin, [“İmam arkasında Fatiha okumak farzdır. Bu konuda sahih hadis var” diyerek] imam arkasında Fatiha okuması ilhaddır. (Mektubat 1/312, Mebde ve Mead 31)

Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki: Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü bizler, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, âyete, hadise uymuyor görünse de yanlış değildir. Çünkü âyet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir âyet veya hadisle değişmiş, neshedilmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır. (Berika s. 94)

Şimdi bir hadis kitabı okuyan, ya hadise uydurma der veya kendi aklına göre, yanlış hüküm çıkarır. Her ikisi de felakettir. O halde bir Müslümana yapılacak en büyük bir kötülük, (Hadisten veya mealden dinini öğren) demektir. Sahih olan şu hadis-i şeriflere ve mezheplerdeki hükümlerine bakalım:
1- (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Sadece Hanbelî’de bozar.)

2- (Zekerine dokunanın abdesti bozulur.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Tek Hanefi’de bozmaz.)

3- (Zekere dokunmak abdesti bozmaz.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Tek Hanefi’de bozmaz.)

4- (Fercine dokunan kadının abdesti bozulur.) [Beyheki] (Yalnız Şâfiî’de bozulur.)

5- (Kan aldırmak abdesti bozmaz.) [Beyheki] (Yalnız Hanefî’de bozar.)

6- (Akar kan abdesti bozar.) [Beyheki, Dâre Kutnî] (Tek Hanefî’de bozar.)

7- (Besmelesiz abdest olmaz.) [Ebu Davud, Tirmizi, Beyheki, Hâkim] (Besmele yalnız Hanbelî’de farzdır.)

8- (Deniz hayvanları helaldir.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Yalnız Hanefi’de deniz haşaratı yenmez.)

9- (Ateşte ısınmış şey abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, İ. Mace, Tirmizi, Nesai] (Bu, hiçbir mezhepte bozmaz. İzahı Mizanı Kübra’da vardır.)

10- (Fâtihasız namaz olmaz.) [Buhari, Müslim] (Fâtiha, 3 mezhepte farz, Hanefî’de farz değil.)

Görüldüğü gibi, farklı hükümler var. Mesela zekere dokunmak abdesti bozar diye de, bozmaz diye de hadis var. Bir kimse hangisiyle amel edecek ki? Onun için herkes kendi mezhebine uymalıdır.

Yaşlılara hürmet
Sual: (Büyüklerimize hürmet etmeyen, bizden değildir) anlamındaki hadisten, yaşlılara hürmet etmeyenin kâfir olacağı mı anlaşılır?
CEVAP
Hayır, (Sünnetime, Müslümanların yoluna uymamış) olur demektir. (Bizden değil), (Benden değil) diye bildirilen çok hadis-i şerif vardır. Birkaç örnek verelim:
(Evlenmeyen benden değildir) hadis-i şerifi, (Evlenmeyen, evlilikle ilgili sünnetime uymamış olur) demektir. Evlenmeyen günah işlemiş olmaz. (İhya)

Demek ki, hadis-i şerifleri açıklamasız okumamalıdır.
(Selama cevap vermeyen bizden değildir) hadis-i şerifi de, (Selam alma farzına uymamış, haram işlemiş olur) demektir.

(Kadını kocasına karşı kışkırtan bizden değildir!) hadis-i şerifi, karı koca arasını açmanın haram olduğunu bildiriyor.

(Âlim olmayan veya ilim öğrenmeye çalışmayan bizden değildir) hadis-i şerifi de, (Dinde bilinmesi zaruri olan şeyleri öğrenmeyen haram işlemiş olur) demektir. Hele itikadî konularda dinini bilmeyen, yanlış inanan, küfre düşebilir.

Bu bakımdan dinimizi doğru olarak öğrenip, öğrendiklerimizle amel etmeye çalışmalıyız.

Hadis-i şeriflerle amel etmek
Sual: Bir Müslüman, hadis-i şerifleri öğrenerek, bunlara göre amel edebilir ve ibadet yapabilir mi?
Cevap: Müctehit olmayan bir Müslüman, bir sahih hadis öğrenip, mezhep imamının buna uymayan hükmünü yapmak kendine ağır gelirse, bu Müslümanın, dört mezhep arasında, bu hadise uygun ictihat etmiş olan müctehidi arayıp bulması ve bu işini onun mezhebine göre yapması lazımdır. İmam-ı Nevevi hazretleri Ravdat-üt-talibin kitabında bunu uzun açıklamaktadır. Çünkü ictihat derecesine yükselmemiş olanların Kitap ve Sünnet’ten hüküm çıkarmaları caiz değildir. Zamanımızda bazı kimseler, kendilerinin mutlak müctehit derecesine yükseldiklerini, Kitap ve Sünnet’ten hüküm çıkarabileceklerini ve dört mezhepten birine uymaya ihtiyaçları olmadığını söylüyorlar. Bozuk düşünceleri ile mezhepleri çürütmeye kalkışıyorlar. “Bizim gibi olan din adamlarının reylerine, görüşlerine uyamayız” gibi cahilce sözler söylüyorlar. Şeytanın vesvesesi ve nefislerinin tahriki ile üstünlük iddia ediyorlar. Böyle sözleri ile, üstünlüklerini değil, ahmaklıklarını ortaya koymuş olduklarını anlayamıyorlar. Bunlar arasında, “Herkes tefsir okumalı, tefsirden ve Buhari’den hüküm çıkarmalıdır” diyenler de vardır. Böylelerini din adamı sanmaktan ve uydurma kitaplarını okumaktan çok sakınmalıdır. Ameldeki dört mezhepten birini seçmeli ve ona sımsıkı sarılmalıdır.

Hadis-i şeriflerden din öğrenmek
Sual: Bir kimsenin hadis-i şerifleri okuyarak ve bu hadislere uyarak, dinini öğrenmesi, yaşaması mümkün değil midir?
Cevap: Mazhar-i Cân-ı Cânân hazretleri, konu ile alakalı olarak, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:
Yavrum, hadis-i şeriflere nasıl uyulur? Bunu bildirmek için, Muhammed Hayât hazretleri bir kitap yazmıştır. Bu kitapta diyor ki: Hüseyn bin Yahyâ Buhârî Zendevistî, Ravdat-ül-ulemâ kitabında buyuruyor ki; İmam-ı a'zam hazretleri, talebesine; “Resulullahın hadis-i şerifini ve Eshâb-ı kiramın sözünü görünce, benim ictihadımı bırakınız, onlara uyunuz!” buyurdu. Bir kere de; “Sahih hadisler benim mezhebimdir” buyurdu. Hadis ilminde âlim, mütehassıs olan, nâsih ve mensûh hadisleri ayırabilen, kuvvetli ve zayıf hadisleri anlayabilen bir kimse, sahih hadislere uyarsa, Hanefî mezhebinden çıkmaz. Mezhep reisinin sözünü yapmış olur. Hatta, böyle bir âlim, sahih hadislere uymazsa, İmâm-ı a'zam hazretlerinin sözünü dinlememiş olur. Herkes bilir ki, hadis-i şeriflerin hepsini birlikte bilen, işiten, hiçbir âlim yoktur. Nitekim, İmâm-ı a'zam hazretleri “Hadis-i şerifi görünce, benim sözümü bırakınız!” buyurdu. Hatta, bu ümmetin en âlimleri olan ve ömürlerini, Resûlullah efendimizin hizmetinde geçirmiş olan Eshab-ı kiramdan hiçbiri de, bütün hadis-i şerifleri işitmiş değildi. Hadis-i şerife uymak, her mümine vaciptir. Mezhep imamlarından, belirli birine uymak vacip değildir. Her Müslüman, ameldeki dört mezhepten dilediği mezhebe uymakta serbesttir. Ehl-i sünnet âlimlerinin, mezhep imamlarımızın bildirdiği hadis-i şeriflere ve bunlardan anladıkları manalara uymamız lazımdır. Fetâvâ-yı Hindiyyede diyor ki; “Fıkıh öğrenmeyip, hadis öğrenen, dinde iflas eder yani dini gider. İlmi, emin olan, salih kimselerden öğrenmelidir.” Dinini doğru olarak öğrenmek isteyen, fıkıh kitaplarını okumalıdır.
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#5
Mezhebin hükmüne uyulur

Sual: İbni Âbidin, Hindiyye, Dürer gibi muteber eserlerdeki bazı hadis-i şerifler, bazı hadis kitaplarındaki hadislere ve bazı âyetlere zıt gibi görünüyor. Mezhebimizin bazı hükümleri de, hadislere ve âyetlere zıt görünüyor. Bu durumda Allah'ın kitabına mı, Resulullah'ın sünnetine mi, yoksa mezhebimizin hükümlerine mi uymak gerekir?
CEVAP
Böyle sual sorulması uygun değildir. Hiç (Allah'ın kitabına ve Resulün sünnetine uymalı mı?) diye sorulur mu? Resulullah'ın sünneti, Allah'ın kitabından farklı olur mu? Mezhebimizin hükümleri de, Kitaba ve Sünnete aykırı olmaz. Önce kısaca ölçüyü verelim:
1- Hadis, âyete zıt olmaz. Zıt gibi görünürse, hadis-i şerife uyulur. Çünkü âyeti en iyi Resulullah anlar. Resulullah'ın açıklaması âyetin açıklaması olur.

2- Bir âyet veya bir hadis, mezhebin hükmüne zıt gibi görünürse, mezhebin hükmüne uyulur. Çünkü mezhebimizin âlimleri, âyet-i kerimeyi ve hadis-i şerifleri elbette bizden daha iyi bilir. Vâris olan âlimlerin farklı ictihadları da, yine Resulullah'ın emrine göredir. Nasıl ki Allahü teâlâ, Resulünü yetkili kıldı, Resulullah da vârislerini yetkili kıldı. Dört mezhep ve farklı hükümler olmayıp tek hüküm olsaydı, Müslümanların hâlleri çok zor olurdu. Şimdi bir insan kendi mezhebine göre yapamadığı bir şeyi, ihtiyaç olunca başka bir hak mezhebe göre yapabiliyor. Bu ne büyük bir nimettir!

Müctehid olmayan din adamı, okuduğu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Müctehidlerin âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden anlayarak, verdikleri fetva ile amel etmesi gerekir. Takrir kitabında da böyle yazılıdır. (Kifaye)

Müctehid olmayanın dindeki bu hükümleri hadis-i şeriflerden çıkarması mümkün olmaz. Bunun için, müctehid olmayan, hadis kitabı okursa, ya hadislerin uydurma olduğunu zanneder veya kendi aklına göre, yanlış bir hüküm çıkarır. Her ikisi de, felaketine sebep olur. O hâlde bir Müslümana yapılacak en büyük kötülük, (Kütüb-i sitteyi al, hadisleri oku ve buradan dinini öğren!) veya (Kur’an meali oku, dinini asıl kaynaktan öğren!) demektir. Bu, bir hastaya, (Medikal cihaz satan bir yere git, her türlü tıbbî alet vardır, kendi kendini ameliyat et!) veya (Falan ilaç fabrikasına veya şu ecza deposuna git, orada her türlü ilaç var, bulduğunu, beğendiğini iç, tedavi ol!) demekten daha beterdir. Çünkü yanlış ilaç kullanan, hastalanır veya sakat kalır yahut ölebilir. Ama dini yanlış anlayan, küfre düşüp ebedî Cehennemde kalabilir. Âlim oldukları hâlde 72 sapık fırkanın liderleri ve onlara tâbi olanlar Cehenneme gidecektir. Âyet-i kerimelere kendi kafalarına göre mâna verdikleri için sapıtmışlardır.

Mezhep imamlarını kabul etmeyip, Kitap ve Sünnet diyen mezhepsizlere soruyoruz: Mezhep imamları âyet ve hadise uymamışlar mı? Onlar âyet ve hadisi bizim kadar anlayamamışlar mı? Ne diye o yetkili âlimlere değil de, kendi anlayışımıza uyuyoruz? Günlük işlerde bile, işin ehline gidiliyor. Ameliyat için doktora değil de avukata gidilir mi? Bunun için işin ehli olan mezhep imamımıza değil, kendi anlayışımıza itibar etmek ne kadar tehlikelidir.

(Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın, parçalanmayın) mealindeki âyet-i kerime için Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki: Burada Allah’ın ipinden maksat, cemaattir. Cemaat da, fıkıh ve ilim sahipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalalete düşer. Sivad-ı a'zam, fıkıh âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Resulullah'ın ve Hulefa-i raşidinin yoludur. Bu yola tâbi olmayan, bid'at ehli olur, Cehenneme gider. (Tahtavi)

Sual: Herkese Lazım Olan İman kitabında, (Müctehid olmayan bir Müslüman, bir sahih hadis öğrenip, mezhep imamının buna uymayan hükmünü yapmak kendine ağır [güç] gelirse, bu müslümanın, dört mezhep arasında, bu hadise uygun ictihad etmiş olan müctehidi arayıp bulması ve bu işini onun mezhebine göre yapması lazımdır) deniyor. Biz hadislere göre amel edebilir miyiz?
CEVAP
Bu ifade, hadis-i şerifle amel etmeyi değil, ihtiyaç halinde başka mezhebi taklit etmeyi bildiriyor. Mesela, aç kalıp midyeden başka yiyecek bir şey bulamayan kimse, (Denizden çıkan her hayvan yenir) hadis-i şerifine göre ictihad eden mezheplerden birini taklit ederek deniz haşaratı yemesi caiz olur anlamındadır. Yoksa sahih hadis var diye kendi mezhebine aykırı hareket edemez. Çünkü Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:

Dört mezhepten birinde olanlar için delil, senet, bulunduğu mezhebin hükmüdür. Çünkü, onlar, Nasstan yani âyet ve hadisten hüküm çıkaramaz. Bunun için, bir mezhebin bir hükmü, Nassa uymuyor gibi görünse de, yine o mezhebe uymak gerekir. Çünkü Nass, ictihad isteyebilir, tevili gerekebilir, nesh edilmiş olabilir. Bunu da ancak müctehid anlar. (Berika)

Resulullahı örnek almak
Sual: İbadetlerimi Peygamberimizin hareketlerine göre düzeltmek istiyorum. Namaz kılarken Hazret-i Ebu Bekire uyduğu zaman, imam arkasında Fatiha okumuş muydu? Okumuşsa bizim de okumamız lazım olduğu için soruyorum. Bunun gibi Peygamberimiz kadına dokununca veya cildinden kan çıkınca abdest almış mıdır?
CEVAP
Bu çok yanlış bir sual. Kur’an ve sünnetten başka delil tanımayan mezhepsizlerin suallerine benzemektedir. Bu sual birkaç yönden yanlıştır:
1- Dinimizde dört delil vardır. İkisini inkâr etmek, bir hak mezhebe bağlanmamak dalalettir. Mezhebimizin hükmü nedir diye sual edilmesi gerekirdi.
2- Resulullah efendimizin statüsü, konumu farklıdır. Ona farz olan, bize farz olmayabilir. Mesela teheccüd namazı ona farz, bize nafiledir.

Ona haram olan şeyler bize caiz olabilir. Mesela şiir yazmak, şiir söylemek, soğan sarımsak yemek Resulullaha caiz değil idi. Bize caizdir. Demek ki Onun yapmadığı ölçü değil, bize izin verip vermediği ölçüdür.

Ona caiz olan bazı şeyler, bize caiz olmayabilir. Mesela Resulullah efendimiz, boşadığı kadınla evlenmesi caiz idi. Bize caiz değildir.

Bir kimse ölünce, hanımı başkası ile evlenebilir. Ama Resulullahın hanımları başkası ile evlenemez. Çünkü onlar müminlerin anneleridir.

Demek ki Resulullah efendimizin bizzat yapıp yapmadığı değil, bize yapın veya yapmayın dediği ölçü olur. Bunu da biz bilemeyiz ancak müctehid âlimler bilir. Onun için herkes mezhebinin hükmü ile amel eder. (Resulullah böyle yaptı veya yapmadı) diyerek kendi kafasına göre hüküm veremez.

Tahkik eden mezhepsiz
Sual: Bir kimse, (Mezhebe körü körüne uymam, taklit değil tahkik ederim, doğru olanlarına uyarım) dese, bu kimse mezhepsiz olur mu?
CEVAP
Mezhepsizlik zaten budur. Günümüzde âyet-i kerimeden ve hadis-i şeriften kendi anladığına uyup, mezhebine uymayan kimse, mezhepsizdir. Bir mezhebi beğenmeyerek ondan çıkmak, Selef-i sâlihini cahil bilmek, beğenmemek olur. Buna da âlimlerimiz küfür demişlerdir.

(Es-Savi) tefsirinde, Kehf sûresinin 24. âyetinin tefsirinin haşiyesinde buyuruluyor ki:
Dört mezhepten olmayan kimsenin sözü, sahih olan hadis-i şerife yahut âyet-i kerimeye uygun görünse de, buna uymak caiz değildir. Dört mezhepten birinde olmayan kimse sapıktır. Başkalarını da, hak yoldan ayırır. Dört mezhepten ayrılmak küfre kadar gider. (Hidayet-ül-muvaffıkîn s. 65)
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#6
Âlimlere uymayan, şeytana uymuş olur

Sual: Kabul olan hac sayesinde, kul borcu ve namaz, oruç gibi farzların ödenmedikçe affedilmeyeceği söyleniyor. Halbuki şu hadis-i şerif, bunların da affedileceğini göstermiyor mu? Resulullah, Arefe akşamı ümmeti için dua etti. Allahü teâlâ (Onları mağfiret ettim. Ancak zalimler hariç, çünkü zalimlerden mazlumun hakkını alacağım) buyurdu. (Ya Rabbi, dilersen mazlumu cennette razı edici nimetler verirsin, zalimleri de af etsen…) diye duaya devam etti. Fakat kabul olduğu bildirilmedi. Sabah Müzdelife’de aynı duayı tekrarlayan Resulullah efendimizin tebessüm ettiği görüldü. Sebebi sorulduğunda buyurdu ki: (Allahü teâlânın, duamı kabul edip ümmetimi mağfiret ettiğini İblis öğrenince, başına topraklar saçarak feryat etmeye başladı. İşte onun bu hali beni güldürdü.) [İbni Mace, İ. Ahmed, Kurtubi]
CEVAP
Allahü teâlâ, (Resulüme itaat edin, Ona itaat bana itaattir, bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruyor. Resulü de (Âlimler benim vârislerimdir) buyuruyor.

Demek ki işin önemi çok büyük, âlimlere uymakta çok büyük fayda, uymamakta ise, çok büyük zarar vardır. Bu zarar, insanı bid’atten küfre kadar götürür.

Mesela aşağıdaki hadis-i şerifleri de okuyan insan, her türlü günahı işleyip, hiç bir ibadet yapmayıp, sadece üç estagfirullah okumakla, abdest almakla bütün günahlardan kurtulduğunu zanneder. Halbuki bu dine aykırıdır.

Günahların affolduğunu bildiren hadis-i şerif meallerinden bazıları şöyledir:
(Her namazdan sonra; 3 kere "Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüv el-hayyel-kayyume ve etubü ileyh" okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni]

(Cuma günü sabah namazından önce, “Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh” okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni]

(Güzelce abdest alıp namazını cemaatle kılanın bütün günahları affolur.) [Müslim]

(Günde beş vakit namaz kılanın bütün günahları temizlenir.) [Buhari]

(İşrak vakti iki rekat namaz kılanın bütün günahları affolur.) [İ.Ahmed]

(Abdest alan bütün günahlardan temizlenmiş olur.) [Müslim]

(Arefe günü, bin "İhlas" okuyanın bütün günahları affolur.) [Ebuşşeyh]

(Karada şehit olanın borçları ve emanetleri hariç, bütün günahları affolur. Denizde, suda boğularak ölen şehidin ise, borç ve emanetleri de dahil bütün günahları affolur.) [Ebu Nuaym]

(Hacca giderken veya gelirken ölenin, bütün günahları affolur.) [İsfehani]

(Bir kimse, [karşısındaki pişman olunca] alışverişi fesheder, malı geri alırsa, Hak teâlâ onun günahlarını affeder.) [Hakim]

(İki müslüman, selamlaşıp müsafeha eder ve bir de bana salevat-ı şerife okursa, anadan yeni doğmuş gibi bütün günahları temizlenir.) [R.Nasıhin]

(Kendi ihtiyacı olan bir şeyi başkasına verirse, Allahü teâlâ onun günahlarını affeder.) [İbni Hibban]

(Ramazan orucunu tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin bütün günahları affolur.) [Nesai]

(Sevabını umarak kadir gecesini ibadetle geçirenin geçmiş ve gelecek günahları affolur.) [İ.Ahmed]

Hadis-i şeriflerin açıklamasında buyuruluyor ki:
Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları affolursa da, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, ödeyerek borçtan kurtulmak gerekir. (Hadika)

Böyle bütün günahların affedilmesi için, o kişinin, düzgün itikada sahip olması, kul hakkını, kazaya kalan farzlarını ödemesi ve haramlardan vazgeçmesi şarttır. Kul hakkı önemlidir. Bir hadis-i şerif meali:
(Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette paranın pulun değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari]

Hud suresinin (Hasenat, günahları yok eder) mealindeki 114.âyeti, farzın terkinden hasıl olan geciktirme günahı, o farz kaza edilince, af olur demektir.
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#7
Âlimlere uymak vaciptir

Sual: Allah ve Resulünden başkasına itaat etmek şirk ve bid’at iken, niye âlimlere ve mezheplere uyuluyor ki?
CEVAP
Bu, cevabı bir kitap olacak kadar uzun, izah isteyen bir sualdir. Kısaca bildirelim. Allah ve Resulünden başkasına itaat etmek dinin emridir, şirk ve bid’at değildir. Bu husus, âyetlerle ve hadislerle sabittir.

Resulullahın vârisleri olan âlimler buyuruyor ki:
Dinin hükümlerini bizim gibi cahillere, derin âlimler ve olgun salihler bildirdi. Bunlar, Muhaddisler ve Müctehidler’dir. Hadis âlimleri, hadis-i şerifleri inceleyip, sahih olanlarını ayırmışlardır. Müctehidler de, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden ahkâm çıkarmışlardır. Biz, ibadetlerimizi ve bütün işlerimizi bu ahkâma uygun olarak yapıyoruz. (Üsul-ül-erbea fi-terdidil-vehhabiyye)

Avamın [müctehid olmayanın], bir hadis-i şerif işitince, bundan kendi anladığına göre iş yapması caiz olmaz. Ya onun anladığından başka mana verilmesi gerekir veya mensuh [yürürlükten kaldırılmış] olabilir. Müctehidin fetvası ise, böyle şüpheli değildir. (Kifâye)

Avamın Eshab-ı kiramı taklit etmekten men olunmalarını ve bunların, İslamiyet’i açıklayan, sözleri kolay anlaşılan, kısımlara ayırmış olan âlimlere uymaları lazım olduğunu, âlimlerimiz sözbirliğiyle bildirdiler. (Müsellem-üs-sübut, Fevatih-ur-rahemut)

İmam-ül-Haremeyn, Burhan kitabında, (Avam Eshab-ı kiramın mezheplerine uymamalı. Dört mezhep imamının mezheplerine tâbi olmalı) buyurdu. (Şerhi minhac-ül-üsul)

İslam âlimlerinin yukarıda yazılı icmalarına uymayanların sapık oldukları anlaşılır. Çünkü Eshab-ı kiram, cihadla, İslamiyet'i yaymakla uğraştıkları için, tefsir ve hadis kitapları hazırlamaya vakit bulamadılar. Resulullahın nuru, Onların mübarek kalblerine o kadar çok işledi ki, kitaptan öğrenmeye ihtiyaçları kalmadı. Her biri, bu nurun kuvvetiyle doğru yolu bulurdu. Asırların en iyisi olan saadet asrı bitince, fikirlerde, bilgilerde ayrılıklar hâsıl oldu. Eshab-ı kiramdan ve Tabiinden nakledilen haberler, birbirlerine uymaz oldu. Hak yolu arayanlar şaşırdılar. Allahü teâlâ, lütfederek, bu ümmet arasından salih, dört âlimi seçti. Nasslardan hüküm çıkarmak üstünlüğünü bunlara ihsan etti. Bunların taklit edilmesini emrederek bütün Müslümanların hidayete kavuşmalarını istedi. Bir âyet-i kerime meali:
(Ey iman edenler, Allaha itaat edin, Resule itaat edin ve Ülül-emrinize itaat edin!) [Nisa 59]

Burada Ülül-emir, ictihad derecesine yükselmiş olan âlimler demektir. Böyle âlimler de, herkesin bildiği dört hak mezhebin dört büyük imamıdır. Bu âyetteki ülül-emir denilen üstün kimselerin, müctehid oldukları yine âyetle bildiriliyor:
(Resule veya ülül-emre sorsalardı, onlar bilirdi.) [Nisa 83]

(Ülül-emir, hâkimler, valiler demektir) sözü, nasslardan ahkâm çıkarabilen hâkimler içindir. Bunlar, âlim oldukları için, Ülül-emirdirler. Hâkim oldukları için değil! Dört halife ve Ömer bin Abdülaziz böyleydi. Cahil, fâsık veya kâfir olan emirler böyle değildir. Onların dine aykırı emirlerine itaat edilmez. Bir âyet-i kerime meali:
(Bir şeyi ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme!) [Lokman 15]

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ülül-emir, fıkıh âlimleridir.) [Darimi]

İbni Abbas da, (Ülül-emir, fıkıh ve din âlimleridir) buyurdu. (İtkan, Müslim şerhi, Tefsir-i kebir)

Âyetlerin, hadis ve tefsir âlimlerinin bu açık beyanları, müctehidlere itaat etmek lazım olduğunu gösterdiği gibi, mezhepsizlerin (Allah’tan ve Peygamberden başkasına itaat etmek şirk ve bid’attir) sözlerinin bozuk ve saçma olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu konuda birçok hadis-i şerif de vardır:

1- Resulullah, Muaz bin Cebeli Yemene hâkim olarak gönderirken, (Orada nasıl hüküm edeceksin?) buyurunca, Allah’ın kitabıyla dedi. (Allah’ın kitabında bulamazsan?) buyurdu. Allah’ın Resulünün sünnetiyle dedi. (Resulullahın sünnetinde de bulamazsan?) buyurunca, ictihad ederek anladığımla dedi. Resulullah, mübarek elini Muaz’ın göğsüne koyup, (Elhamdülillah, Allahü teâlâ, Resulünün elçisini, Resulullahın rızasına uygun eyledi) buyurdu. (Tirmizi, Ebu Davud, Darimi) [Ülül-emrin müctehid demek olduğunu ve buna itaat edenden Resulullahın razı olduğunu, bu hadis-i şerif açıkça göstermektedir.]

2- Bir hadis-i şerif meali:
(İlim üçtür: Âyet-i muhkeme, Sünnet-i kaime ve Farida-i adile.) [Ebu Davud, İbni Mace]

Mişkat şerhi, bunu şöyle açıklıyor:
Farida-i adile, Kitaba ve sünnete uygun ilimdir. İcma’a ve Kıyasa işarettir. Çünkü İcma ve Kıyas, Kitaptan ve Sünnetten çıkarılmaktadır. Bunun için, İcma ve Kıyas, Kitapla ve Sünnetle eşit tutuldu, Farida-i adile denildi. Böylece, ikisiyle amel etmenin vacib olduğu tembih edildi. Hadis-i şerifin manası, (Dinin kaynağı dörttür: Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas) demek oldu. (Eşiat-ül-lemeat)

3- Hazret-i Ömer, müctehid olan Şüreyh’i kadı olarak gönderirken buyurdu ki:
Allah’ın kitabında açık olarak bildirilene bak! Bunu başkasından sorma! Burada bulamazsan Resulullahın Sünnetine uy! Burada da bulamazsan, ictihad et ve anladığına göre cevap ver!

4- Hazret-i Ebu Bekre davacı gelince, Allahü teâlânın kitabına bakardı. Burada bulduğuna göre hükmederdi. Burada bulamazsa, Resulullahtan işittiğine göre cevap verirdi. İşitmemişse, Eshab-ı kiramdan sorup, onların icmasıyla hüküm verirdi.

5- Abdullah ibni Abbas’a bir şey sorulunca Kur'an-ı kerimde bulup, cevap verirdi. Kur'an-ı kerimde bulamazsa, Resulullahtan işittiğini söylerdi. İşitmemişse, hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Ömer’e sorardı. Cevap alamaz ise, kendi reyi ile bulup hükmederdi.

Müctehid âlimlere sormak, dört mezhep imamlarına sormak demektir. Birkaç vesikası şöyledir:
Bir mezhebi taklit etmenin vacib olduğunu gösteren dört delil:
1- Birinci delil:
Eshab-ı kiramın asrından ve ondan sonraki asırdan bu zamana kadar, bütün Müslümanlar dört mezhepten birini taklit etti. Bunda icma hâsıl oldu. Şu hadis-i şerifler icmanın sahih olduğunu göstermektedir:
(Ümmetim dalalet olan bir şeyde icma yapmaz!) [İ. Ahmed]

(Allahü teâlânın rızası, icmadadır. Cemaatten ayrılan, Cehenneme gider.) [İbni Asakir]

2- İkinci delil:
Bir âyet-i kerime meali:
(O gün, her fırkayı imamları ile çağırırız!) [İsra 71]
Kadı Beydavi hazretleri, bu âyet-i kerimenin tefsirinde, (Her ümmeti Peygamberleri ve dinde uydukları imamların isimleriyle çağırırız) buyuruyor. Medarik’te de böyle yazılıdır.

Mealim-üt-tenzil tefsirinde, (İbni Abbas, kendilerini dalalete veya hidayete sürükleyen devlet reisleriyle çağrılır dedi. Said bin Müseyyib ise, her kavim, kendilerini hayra ve şerre sürükleyen reislerinin yanına toplanırlar dedi) demektedir.

Tefsiri Hüseyni’de ve Ruh-ul-beyan’da (Mezhebinin imamıyla çağrılırlar. Mesela, ya Şafii yahut ya Hanefi denilir) demektedir.

Bundan anlaşılıyor ki, kâmil olan imamlar kendilerine tâbi olanlara şefaat edeceklerdir. Demek ki, kıyamet günü, herkes mezhep imamının ismiyle çağrılacaktır. İmam, kendisini taklit edene, şefaat edecektir. Dört mezhep imamlarının her biri böyle yüksekti. Allahü teâlâ, Lokman suresinin 15. âyetinde, (Bana inabet edenin yoluna tâbi ol) buyurdu. Bu dört büyük imamın, Allahü teâlâya inabet etmiş oldukları sözbirliğiyle bildirilmiştir.

3- Üçüncü delil:
Bir âyet-i kerime meali:
(Hidayet yolunu öğrendikten sonra, Peygambere uymayıp müminlerin yolundan ayrılanı, saptığı yola sürükleriz ve çok fena olan Cehenneme sokarız!) [Nisa 115]

İmam-ı Şafii’ye, İcma’ın delil olduğunu gösteren âyet hangisidir diye sorulduğunda, cevap olarak, bu âyeti gösterdi. Bu âyet, müminlerin yolundan ayrılmayı haram ettiği için bu yola uymak vacib yani farz olur.

Medarik tefsirinde, bu âyet açıklanırken, (İcma’ın delil olduğunu ve Kitaptan, Sünnetten ayrılmak caiz olmadığı gibi, icmadan ayrılmanın da caiz olmadığını bu âyet göstermektedir) buyurulmaktadır.

Beydavi tefsiri de, bu âyeti açıklarken, (Bu âyet, icmadan ayrılmanın haram olduğunu gösteriyor. Müminlerin yolundan ayrılmak haram olunca, bu yola uymak vacib yani farz olur) buyuruyor.

Bu ümmetin salihleri, âlimleri, (Bir mezhebi taklit etmek vacib yani şarttır. Mezhepsiz olmak büyük günahtır) dediler. Âlimlerin bu sözbirliğinden ayrılmak, bu âyetten ayrılmak olur. Bir ayet-i kerime meali de şöyledir:
(Siz, insanlar için hayırlı ümmetsiniz! Emr-i maruf ve nehy-i münker yaparsınız.) [Âl-i İmran 110]

Bu ümmetin âlimleri mezhepsizliğin kötü olduğunu bildirdiler. Mezhepsizliği tavsiye edip, âlimlerin sözlerinden ayrılan, bu âyet-i kerimeyi inkâr etmiş olur.

Bazı mezhepsizler, (Edile-i şer’iyye)nin dört kaynağından yalnız ikisine uyduklarını söylüyorlar. Diğer ikisini kabul etmiyorlar. Böylece, Müslümanların yolundan yani, (Ehl-i sünnet vel-cemaat) yolundan sapıyorlar.

4- Dördüncü delil:
Bir âyet-i kerime meali:
(Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun!) [Nahl 43]

Bu âyet-i kerime, ibadetlerin ve işlerin nasıl yapılacağını bilmeyenlerin, bilenlerden sorup öğrenmelerini emretmektedir. Âyet-i kerimede, herkesten ve din cahillerinden değil, âlimlerden sormak emrolunmaktadır. Bunun için, bir kimse, yapacağı şeyi, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde arayamaz, mezhebinin âlimlerinin kitaplarından okuyup öğrenmesi gerekir. Okuyup öğrendiğine göre yapan, o müctehidi taklit etmiş olur. Müctehide uymazsa mezhepsiz olur.

Ehl-i sünnet âlimleri vesiledir
Sual: Kur’ân-ı kerimde; (Bana yaklaşmak için, vesile arayınız!) buyuruluyor. Buradaki vesileden maksat, murat nedir, ne anlamamız gerekir?
Cevap: Allahü teâlâ, Mâide sûresinin 35. âyetinde mealen buyuruyor ki:
(Bana yaklaşmak için, vesile arayınız!)

Mealen demek, İslâm âlimlerinin anladıklarına göre demektir. Vehhabiler; “Vesile, sebep, ibadetlerdir. Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için farz ve nafile ibadetleri yapmak lazımdır. Tarikata girmek, bir şeyhin eteklerine yapışmak, ölülere, dirilere yalvarmak, insanı Allaha yaklaştırmaz, bilakis uzaklaştırır” diyorlar. Ehl-i sünnet âlimleri ise buyuruyorlar ki:
“Evet, vesile, sebep, ibadetleri yapmaktır. Fakat, sahih, doğru, halis olan ibadetler, vesile olur. İbadetlerinin sahih olması için, doğru iman, temiz ahlak sahibi olmak ve şartlarına uygun yapmak lazımdır. Mesela, namazın sahih olması için, abdest almak, kullanılan suyun temiz olması, namazı vaktinde kılmak ve kıbleye karşı kılmak, namazdaki âyetleri, tesbihleri ve duaları doğru okumak ve daha nice şartları, vesileleri bilmek ve yapmak lazımdır. Her ibadetin de böyle şartları, vesileleri vardır. Bunlar, senelerce çalışarak öğrenilir. Bunlar düşünmekle, rüya ile öğrenilemez. Bunlara inanan, bilen ve yapan âlimlerden işiterek veya kitaplarını okuyarak öğrenilir. Fen bilgileri de, profesörlerden uzun zamanda öğrenilmektedir. Böyle imanlı, kalbi temiz, doğru din âlimlerine müderris, muallim ve mürşid denir. Mürşid demek, su üstünde yürüyen, havada uçan, kaybolan şeyleri bilen, okuyup, üfleyerek hastalara şifa veren kimse demek değildir. Ahkâm-ı islâmiyyeyi, yani kalp, ruh ve beden ile yapılan ibadetleri bilen, yapan ve başkalarına da öğreten Ehl-i sünnet âlimi demektir. Her Müslümanın, Mâide sûresindeki emre uymak için, böyle bir mürşidi, rehberi veya kitaplarını araması, farz ve nafile, bütün ibadetleri Ondan öğrenmesi lazımdır.”
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#8
Dört mezhebe uymak

Sual: İşlerimizin bir kısmını Hanefi’ye, bir kısmını Maliki’ye, bir kısmını Şafii’ye, bir kısmını da Hanbeli’ye uyarak yapsak dört mezhebin dördüne de uymuş olmaz mıyız?
CEVAP
Hayır uymuş olmayız. Hatta hiçbirine inanmamış oluruz. Hatta, hepsinin yani dinde söz sahibi mutlak müctehidlerin üzerinde kendimizi görmüş ve buna göre hareket etmiş oluruz.

Din kitaplarımızda buyuruluyor ki:
Bir işi bir mezhebe göre yapmaya başladıktan sonra, bu işi ve buna bağlı olan işleri yapmaya devam ederken, bu mezhebi taklit etmekten vazgeçmenin yasak olduğu sözbirliği ile bildirilmiştir. (İbnül Hümam Tahrir-ül-üsul, İbnül-Hacib Muhtasar-ül-üsul, Alâüddin-i Haskefî Dürr-ül-muhtar)

Bir mezhebi taklit edenin, hep ona tâbi olması vaciptir. Zaruret olmadıkça, başka mezhebe göre iş yapması caiz değildir. Bir mezhebe göre amel edenin, bu mezhepten ayrılmasının caiz olmadığı sözbirliği ile bildirilmiştir. (Bahr-ür-raık)

Mutlak müctehid olmayan âlimin, bir mutlak müctehidi taklit etmesi gerekir. (Müsellem-üs-sübut)

Ayn-ül-ülaya yükselmemiş bir âlimin, dört mezhepten birini taklit etmesi vaciptir. Taklit etmezse, doğru yoldan sapar. Başkalarını da saptırır. (İmam-ı Şarani Mizan s.24)

Aminin [müctehid olmayanın] mezhep değiştirmesi caiz değildir. Dilediği bir mezhebi taklit etmesi lazımdır. (Redd-ül-muhtar s.283)

Müctehid olmayan din adamının, hadis-i şeriften anladığı ile amel etmesi caiz değildir. Çünkü, hadis-i şeriflerin mensuh veya tevilli yahut muhkem olduğunu ayıramaz. (İkt-ül-ceyyid, Muhtasar)

Bir kimsenin, taklit ettiği mezhebi, yani ona uygun iş yapmaya başladığı mezhebi terk etmesinin caiz olmadığı sözbirliği ile bildirilmiştir. (İbni Hümam Tahrir)

İbadetlerde ve ictihad ile yapılan işlerde, dört mezhepten birini taklit eden kimse, böyle yaptığı işi, Allahü teâlânın emrine uygun olarak yapmış olur. (Mevlana Abdüsselam Cevhere şerhi)

Taklit etmekte olduğu mezhebe uygunsuz iş yapmaya, hiçbir âlim caiz demedi. (Kimya-yı saadet)

İslam dininin binası, bu dört direk üzerine kurulmuştur. Bir kimse, bu dört yoldan birine girerse ve bu dört kapıdan birini açarsa, başka yola geçmesi ve başka kapıya sarılması, abes ve lehv olur. İşlerinin düzenini bozmuş, doğru yoldan ayrılmış olur. Âlimlerin sözbirliği ve ahir zamanda Müslümanlara en uygun yol, dört mezhepten birini taklit etmektir. Din ve dünyanın düzeni böyle olur. Herkes, önceden dilediği mezhebi seçer. O mezhebi taklide başladıktan sonra, bunu bırakıp, başka mezhebe geçmek, hiç şüphesiz, birinci mezhebe suizan etmek olur. İşler ve sözler bozulur, karışır. Sonra gelen âlimler, bunu sözbirliği ile bildirdiler. Doğrusu da budur, hayır bundadır. (Abdülhak-ı Dehlevi Sıfr-üs-seadet şerhi)

Mutezile gibi, hak yolun çeşitli olduğuna inananlar, aminin [cahilin] mezhepleri dilediği gibi karıştırabileceğini söylediler. Ehl-i sünnet âlimleri, aminin belli bir imama uyması lazım olduğunu bildirdiler. Keşf kitabı, bunu uzun anlatmaktadır. Her mezhepte mubah olanları, kolay olanları araştırıp, bunları yapmaya, mezhepleri Telfik denir. Böyle yapan, fâsık olur. Said bin Mesudün Tahavi şerhi bu hususu ayrıntılı şekilde anlatmaktadır. (İmam-ı Kuhistani Muhtasar-ı Vikaye şerhi)

Mezheplerden faydalanmak
Sual: Bir mezhebe bağlanmadan, bütün mezheplerden faydalanmak caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Herkesin bir mezhebinin olması lazımdır. Bir mezhebi olanın da, harac, sıkıntı olmadıkça, bir işi bir mezhebe göre, başka bir işi de başka mezhebe göre yaparak, mezhepleri karıştırması caiz olmaz. Bir kimse, dört mezhepten hangisini seçmişse, o mezhepteki bilgileri öğrenmesi, harac, sıkıntı olmadıkça, her işinde o mezhebe uyması lazımdır. (M. Nafia)

Dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir. Her Müslümanın yalnız bunlardan birine uyması şarttır. Dört mezhebin kolaylıklarını araştırıp, bunları bir araya toplayarak, yeni bir kolaylıklar mezhebi uydurmaya telfik denir ki, caiz değildir. (Hadika)

İki mezhebi telfîk edenin ibadetinin sahih olmayacağı sözbirliğiyle bildirilmiştir. Bir ibadetin bir şartı bir mezhebe, başka şartı da başka mezhebe göre sahih olursa, bu ibadet sahih olmaz. (Redd-ül-muhtar)

Bir ibadetin bir kısmını bir mezhebe göre yaparken, diğer kısmını, bu mezhebe göre yapmayıp, başka mezhebe göre yapmaya kalkışmak, birinci mezhep imamının bilgisini beğenmemek olur. Selef-i salihini cahil saymak küfürdür. (F. Bilgiler)

Ehl-i beyt mezhebi mi?
Sual: Mezheplere saldıran bir yazar, (Ehl-i beyt mezhebi) diye bir mezhepten bahsediyor. Başka bir yazar da, (Ehl-i beyt mezhebi diye bir mezhep yoktur) diyor. Böyle bir mezhep var mıdır?
CEVAP
Böyle bir mezhep yoktur. Mezhepsizler kasıtlı olarak bu tâbiri kullanıyorlar. Bazı mezhepsizler de, (Peygamber mezhebindeniz) diyorlar. (Yalnız Kur’an) diyen biri de, (Biz Peygamberin değil, Allah’ın mezhebindeyiz) diyor. Böyle bir mezhep de yoktur. Ehl-i sünnetin dört hak mezhebi vardır, başka Ehl-i sünnet olan mezhep yoktur. Şia mezhebi var, kolları var, ama onların arasında da (Ehl-i beyt mezhebi) diye bir mezhep yok. Bunu uyduranlar, genelde İbni Sebeciler ve Ehl-i sünnet görünen mezhepsizlerdir.

Eshab-ı kiramın tamamı Ehl-i sünnet idi. Hazret-i Ali’nin ve diğer Ehl-i beyt imamlarının mezhebi de Ehl-i sünnet idi. Ehl-i beyt, Ehl-i sünnetin göz bebeğidir.

Hazret-i Musa Yahudi değildi, bütün Peygamberler gibi o da Müslümandı. Yahudiler, (Hazret-i Musa, bizim peygamberimizdir) demekle Müslüman olmuş olmazlar. Bunun gibi, Hristiyanlar da, (Hazret-i İsa, bizim peygamberimizdir) deseler, onlar da Müslüman olmuş olmazlar.

Sarhoş bir Bektâşî, (Ben Hacı Bektâşî Veli’nin yolundayım) dese, onun yolunda olmuş olmaz. İçki içen, namaz kılmayan ve oruç tutmayan biri, (Ben Hazret-i Ali’nin yolundayım) dese, geçerli olur mu? Ehl-i sünnete düşman biri de, (Ben Ehl-i beytin yolundayım) dese ne önemi olur? Ehl-i sünnet itikadında olmayan Ehl-i beyt imamı var mı?

Selef veya Selef-i salihin, Eshab-ı kirama ve Tâbiîne denir. Mezhepsizler, Ehl-i beyt kelimesini istismar ettikleri gibi, selef kelimesini de istismar ederek, (Selefiyye mezhebi) diye bir şey uydurdular. Ehl-i beyt mezhebi olmadığı gibi, (Selefiyye mezhebi) diye de bir şey yoktur. Ehl-i beytin de, Selef-i salihinin de mezhebi Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebidir. Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Ümmetim, 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan 72’si, Cehenneme gidecek, yalnız bir fırka kurtulacaktır. Cehennemden kurtulacak olan tek fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir.) [Tirmizî, İbni Mace]

Eshabın yolu nedir? İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Bu çeşitli fırkalar arasında kurtuluş fırkasının alametini Peygamber efendimiz bildirmiş, (Bu fırkada olanlar, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır) buyurmuş. Kendini söyledikten sonra, Eshab-ı kiramı da söylemesine lüzum olmadığı halde, bunları da söylemesi, (Benim yolum, Eshabımın gittiği yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur) demektir. Eshab-ı kiramın yolunda giden, elbette Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Cehennemden kurtulan fırka, yalnız bunlardır. (1/80)

Ehl-i sünnet vel cemaat ifadesindeki Sünnet, Resulullah'ın sünneti, yani onun yoludur. Cemaat ise, Eshab-ı kiramdır. Sünnet ve cemaat ehli yani Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Resulullah'ın ve Eshab-ı kiramın gittikleri, itikattaki tek doğru yol demektir. Eshab-ı kiramdan bugüne kadar, tek kurtuluş fırkası Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Eshab-ı kiramın ve Ehl-i beytin tamamı Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebinde idi. (Selefiyye mezhebi), (Eshabın mezhebi) veya (Ehl-i beytin mezhebi) diye bir mezhep yoktur.
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#9
Eski ve yeni âlimler

Sual: Mezheplere inanmayan biri, (Eskiden İmam-ı Buhari sadece Buhari kitabını biliyordu, diğer muhaddisler de böyledir. Şimdi gelen insanlar bütün hadis kitaplarını biliyor. Şimdikiler onlardan yüzlerce defa âlimdir. Sahabe ise zaten çok az şey biliyordu. Şimdiki insanlar çok daha âlimdir) diyor. Sözlerinde doğruluk payı var mı?
CEVAP
Hiç doğruluk payı yoktur. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin]dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin]dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayın.) [Buhari]
Bu üç asırdan sonrakiler, bunlardan nakil yapmadıkça onlara itibar edilmez.

(Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur.) [Hadika]
Gün günü aratıyor, gittikçe bozuluyor. İlk asırların gelmesi mümkün değildir.

(Allah’ın salih kulları birbiri ardından âhirete göçer; geride arpa ve hurmanın döküntüleri gibi değersizler kalır. Allahü teâlâ onlara hiç kıymet vermez.) [Buhari]
Sonrakilerin, öncekilerden nakil yapmaları gerekir.

(Allahü teâlâ bir âlimin ruhunu alırsa, bu İslam’da açılan bir gedik olur. Kıyamete kadar onun boşluğu doldurulamaz.) [Deylemi]
Bir âlimin boşluğu doldurulamazsa, o devrin hali ne olur?

(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace]
Gittikçe ilim azalacaktır.

(Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır.) [İbni Asakir]
Eski âlimleri hadis bilmez diye suçlayanlar, ilimden haberi olmayan cahillerdir.

Eshab-ı kiramın üstünlüğüyse zaten tartışılmaz. Her bakımdan üstün, her bakımdan âlim ve hepsi de Cennetlik insanlardı. Bir âyet-i kerime meali:
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşan Eshab-ı kiramın, fetihten sonra Allah için veren ve savaşan eshab-ı kiramdan dereceleri daha yüksektir. Hepsinin derecesi eşit değildir. Fakat hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

Üç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz. Eshabımın ihtilafı [farklı ictihadları] sizin için rahmettir.) [Taberani, Beyheki, İbni Asakir, Hatib, Deylemi, Darimi, İ. Münavi, İbni Adiy]

(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar]

(Eshabım gibi hiç kimse İslamiyet’e hizmet edemez.) [İ. Süyuti]

Dine hizmet etmek, ilim ile, iman ile, ihlas ile, can ve mal vermekle olur. Başkaları bu mertebeye ulaşamaz. Sonrakiler, Eshab-ı kiram gibi nasıl üstün olabilir?
YÖNETİM KURULU
YÖNETİM KURULU
  • 554
    Mesajlar
  • 358
    Konular
  • 41
    Rep Puanı
|
#10
Müctehid ve müceddid

Sual: Müctehid ve müceddid ne demektir? Herkesçe bilinen müceddidler kimlerdir?
CEVAP
Âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş olan din bilgilerini, toplayan, kitaba geçiren; açıkça bildirilmemiş, kapalı bildirilmiş olan bilgileri de anlayıp, açıklayabilen derin âlimlere Müctehid denir.

Hicretten 400 yıl sonra, müctehid yetişmedi. Müctehide ihtiyaç da kalmadı. Çünkü Allahü teâlâ ve Onun resulü Muhammed aleyhisselâm, kıyamete kadar, hayat şekillerinde ve fen vasıtalarında yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin şamil olan ahkâmın hepsini bildirdiler. Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar. Sonra gelen âlimler, bu ahkâmın, yeni olaylara nasıl tatbik edileceklerini, tefsir ve fıkıh kitaplarında bildirirler. Müceddid denen bu âlimler kıyamete kadar mevcuttur. (S. Ebediyye)

Cahiller ve din düşmanları tarafından Müslümanlar arasına sokulmuş olan hurafeleri, bid’atleri, yanlış inançları, kendilerinden bir şey ilave etmeden dini eski haline getiren müceddidlerdir. Hadis-i şerifte, (Her yüz yılda bir müceddid gelir. Ümmetimin işlerini yeniler) buyuruldu. Mesela, sultanlar içinde Ömer bin Abdülaziz, din bilgilerinde İmam-ı Şafii, tasavvufta Maruf-i Kerhi, esrar bilgilerinde İmam-ı Gazali, feyz vermekte ve harikalar, kerametler göstermekte, Abdülkadir Geylani, hadis ilminde İmam-ı Süyuti, tarikat, hakikat ve akaid bilgilerinin inceliklerini açıklamakta ve kalplere akıtmakta İmam-ı Rabbani, müceddid idiler. Hepsi, İslamiyet’in yayılmasına, kuvvetlenmesine hizmet ettiler. (Mekatib-i şerife)

Mezhep imamı kime denir?
Mezhep imamı demek, Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş olan din bilgilerini Eshab-ı kiramdan işiterek toplayan, kitaba geçiren, açıkça bildirilmemiş olan bilgileri de açık bildirilmiş olanlara benzeterek meydana çıkaran büyük âlim demektir. Hadika kitabında buyuruluyor ki:

“Bilinen dört imam zamanında başka mezhep imamları da vardı. Bunların da mezhepleri vardı. Fakat bunların mezheplerinde olanlar azala azala bugün hiç kalmadı.”

İbni Hacer-i Mekkî hazretleri “Eshab-ı kiramın hepsi müctehid, derin âlim ve mezhep imamı idi” buyuruyor. Hepsi de mezhep imamlarımızdan daha üstün, daha çok bilgili, mezhepleri daha doğru, daha kıymetliydi. Fakat bunların kitapları olmadığı için mezhepleri unutuldu, mevcut dört mezhepten başkasına uymak imkanı kalmadı. “Eshab-ı kiram hangi mezhepteydi” demek, “Alay komutanı, hangi bölüktendir” demeye benzemektedir.

Hicretten dört yüz sene geçtikten sonra, mutlak ictihat yapabilecek kadar derin âlim kalmadığı muteber kitaplarda yazılıdır. Hadika’da yazılı hadis-i şerifte, doğru yoldan ayrılmış din adamlarının çoğalacakları bildirilmektedir. Bunun için Ehl-i sünnet olan her Müslümanın, bilinen dört mezhepten birini seçerek, bu mezhebin, nakli esas alınarak hazırlanmış ilmihal kitabını okuyup öğrenmesi, imanını ve bütün işlerini buna uydurması lazımdır. Dört mezhepten birini taklit etmiyen kimse Ehl-i sünnet olamaz. Buna mezhepsiz denir ki, ya yetmişiki bozuk fırkadan birindedir veya imanını kaybetmiştir. Böyle olduğu, Bahr, Hindiyye, Tahtâvî’nin Zebâyıh kısmında ve İbn-i Âbidin’de yazılıdır. Mizan-ül kübra kitabında buyuruluyor ki:
“Unutulmuş olan mezheplerin ve bugün mevcut bulunan dört mezhebin hepsi haktır, sahihtir. Birinin başkası üzerine üstünlüğü yoktur. Çünkü hepsi aynı din kaynağından alınmışlardır. Bütün mezheplerde, yapılması kolay işler, ruhsatlar bulunduğu gibi yapılması güç, azimet olan işler de vardır. Azimet olan işi yapabilecek kimsenin kolay işi yapmaya kalkışması din ile oynamak olur. Azimeti yapmaktan aciz olan, özürlü olan kimsenin ruhsat olanı yapması caiz olur ve ruhsat olanı yapması, azimet yapmış gibi çok sevap olur. Aciz olmayanın, kendi mezhebindeki ruhsatları yapmaması, azimetleri yapması gerekir. Hatta kendi mezhebinde yalnız ruhsatı bulunan işin, başka mezhepte azimeti varsa, o azimeti yapması iyi olur. Mezhep imamlarının sözünü beğenmemekten, kendi düşüncesini onlardan üstün sanmaktan, çok sakınmalıdır. Çünkü başkalarının ilimleri, anlayışları, müctehitlerin, ilimleri ve anlayışları yanında hiç gibi kalır.”

Sual: Bazıları, dinî konularda herkesin hüküm çıkarabileceğini, ictihad edebileceğini söylüyorlar. Gerçekten herkes hüküm çıkarabilir, ictihad edebilir mi?
Cevap: Resulullah efendimizin vefatından dört yüz sene sonra, ictihad edebilecek derin âlim kalmadığını, İslam âlimleri söz birliği ile bildirdiler. Şimdi, ictihad etmeli diyen kimsenin akıl hastası veya din cahili olduğu anlaşılır. Büyük âlim Celaleddin-i Süyuti hazretleri, ictihad derecesine yükselmiş olduğunu söylemişti. Zamanındaki âlimler kendisine bir sual sorup, buna iki çeşit cevap verildiğini söyleyerek, bunlardan hangisinin daha sağlam olduğunu bildirmesini söylediler. Cevap veremedi. İşinin çok olduğundan, buna vakit ayıramayacağını bildirdi. Halbuki kendisinden istenilen şey, fetvada ictihad yapması idi. Bu ise, ictihad derecelerinin en aşağısıdır. İmam-ı Süyuti hazretleri gibi derin bir âlim, fetvada ictihaddan kaçınınca, Müslümanları mutlak ictihad yapmaya sürükleyenlere deli veya din cahili denilmez de ne denir?

Sual: İslamiyet, müctehid âlimler vasıtası ile mi, bozulmadan zamanımıza kadar doğru olarak gelmiştir?
Cevap: Allahü teala, mutlak müctehid olan mezhep imamlarının ictihat etmelerini, mezheblerini kurmalarını ve bütün Müslümanların bu mezhepler üzerinde toplanmalarını, yalnız sevgili Peygamberinin ümmetine ihsan etmiştir. Cenab-ı Hak, bir yandan itikad imamlarını yaratarak sapıkların, zındıkların, insan şeytanlarının iman bilgilerini bozmalarına mani olduğu gibi, mezhep imamlarını da yaratarak dinini bozulmaktan korumuştur. Hıristiyanlıkta ve Yahudilikte bu nimet olmadığı için dinleri bozulmuş, oyuncak hâline gelmiştir.

“İctihad edebilecek derin âlim kalmadı”
Sual: Herkes, dinî konularda, kendine göre âyet ve hadîs okuyarak ictihad edebilir mi?
Cevap: Bu konuda Fâideli Bilgiler kitabında deniyor ki:
“Allahü teâlâ, mezhep imamlarının ictihad etmelerini ve mezheplerini kurmalarını ve bütün Müslümanların bu mezhepler üzerinde toplanmalarını, yalnız sevgili Peygamberinin ümmetine ihsan etmiştir. Cenâb-ı Hak, bir yandan itikad imamlarını yaratarak, sapıkların, zındıkların, mülhitlerin ve insan şeytanlarının itikad ve iman bilgilerini bozmalarına mâni olduğu gibi, mezhep imamlarını da yaratarak, dinini bozulmaktan korumuştur. Hıristiyanlıkta ve Yahudilikte bu nimet olmadığı için, dinleri bozulmuş, oyuncak hâline gelmiştir.

Resûlullah Efendimizin vefatından dörtyüz sene sonra, ictihad edebilecek derin âlim kalmadığını İslam âlimleri söz birliği ile bildirdiler. Şimdi, ictihad etmeli diyen kimsenin akıl hastası veya din cahili olduğu anlaşılır. Büyük âlim Celâleddîn-i Süyûtî hazretleri, ictihad derecesine yükselmiş olduğunu söylemişti. Zamanındaki âlimler kendisine bir sual sorup, buna iki çeşit cevap verilmiş olduğunu, bunlardan hangisinin daha sağlam olduğunu bildirmesini söylediler. Cevap veremedi. İşinin çok olduğundan, buna vakit ayıramayacağını bildirdi. Halbuki kendisinden istenilen şey, fetvada ictihad yapması idi. Bu ise, ictihad derecelerinin en aşağısıdır. İmam-ı Süyûtî hazretleri gibi derin bir âlim, fetvada ictihaddan kaçınınca, Müslümanları mutlak ictihad yapmaya sürükleyenlere deli veya din cahili denilmez de, ne denir? İmâm-ı Gazâlî hazretleri, kendi zamanında müctehid bulunmadığını, İhyâ-ül-ulûm kitabında bildirmiştir.”


Foruma Git: